Lale'den Gül’e Yol Gider Karanfil’e
Share
Eser Künyesi
Sanatçı: Kübra Ünsaç
Eser Adı: Lale'den Gül’e Yol Gider Karanfil’e
Yıl: 2025
Teknik: Tuval Üzerine Akrilik Ve Mürekkep, Celi Sülüs Hattı
Ölçüler: 200 × 300 Cm
Eser Detayları
Kübra Ünsaç'ın büyük ölçekli bu çalışması, hat sanatını soyut resim ve musikiyle buluşturan disiplinlerarası bir yaklaşım sunar. 2 × 3 metre boyutlarındaki kompozisyon, celi sülüs yazı karakteriyle icra edilmiş olup, harfleri yalnızca okunabilir bir metin olarak değil, ritim ve ses taşıyıcısı görsel öğeler olarak ele alır.
Kompozisyonun üst satırlarında, Musiki Eğitim Vakfı kurucusu ve başkanı Üstat Fikret Erkaya'ya ait “Laleden güle yol gider karanfile” dizeleri yer alırken; alt satırlarda Hz. Pir Şaban-ı Veli'ye atfedilen “Gelişiniz güle güle, gidişiniz güle güle, her işiniz güle güle” ifadeleri konumlandırılmıştır. Bu iki metin, söz ve mana düzeyinde olduğu kadar görsel ve işitsel düzlemde de bir birliktelik kurar.
Eserde hattın matematiksel hesabı yapılarak altın oranı bulunmuş ve bu oran ölçülerinden hareketle musikideki ismini çözerek gizli şifrelerini notaya dönüştürülmüştür. Eserin bestesini yapan Kübra Ünsaç düzenlemesini Recai Çiftçi'ye emanet etmiştir. Renk armonileri, estetik kaygının ötesinde, bu nota karşılıklarıyla ilişkilendirilmiş sembolik bir işlev üstlenir. Harflerin üst üste bindirilmesi ve katmanlı renk kullanımı, kompozisyona soyut bir derinlik kazandırır.
Bu eser, hat sanatının klasik formunu çağdaş soyut resim anlayışıyla yeniden yorumlayan özgün bir örnek olarak değerlendirilebilir. Celi sülüs hattının güçlü ve anıtsal karakteri, büyük ölçekli yüzeyde ritmik bir akış yaratırken; renklerin bilinçli kullanımı, hattı müziksel bir düzleme taşır. Bu bağlamda çalışma, hat–musiki–resim ekseninde konumlanan interdisipliner bir sanat pratiği sunar.
“Lale, gül ve karanfil” sembolleri, klasik edebiyatta aşkın ve maneviyatın taşıyıcıları olarak bilinir. “Gelişiniz ve gidişiniz güle güle” ifadesi ise insan varoluşunun döngüselliğine, başlangıç ve son arasındaki sürekliliğe işaret eder. Ünsaç, bu sembolik dili harflerin soyutlanmasıyla güçlendirerek, metni okunur olmaktan çıkarır ve hissedilir bir deneyime dönüştürür.
Bu yönüyle eser, izleyiciye yalnızca görsel bir anlatı sunmakla kalmaz; görselliğin işitselliğe, işitselliğin maneviyata dönüştüğü bütüncül bir tecrübe alanı açar. Hat burada bir yazı olmaktan çıkar, varoluşun ritmini taşıyan saf bir dil hâline gelir.
