Neyleyeyim Dünyayı
Share
Eser Künyesi
Sanatçı: Kübra Ünsaç
Eser Adı: Neyleyeyim Dünyayı
Teknik: Tuval Üzerine Akrilik, Schmincke Mürekkebi, Soyutlaştırılmış Celî Sülüs, Müzikal Sistem Entegrasyonu
Ölçüler: 200 × 300 cm
Eser Detayları
Bu eser, İslâm sanatının en köklü ifade biçimlerinden biri olan hat sanatını, çağdaş soyut sanat ve müzik kuramıyla bütünleştiren özgün bir araştırmanın sonucudur. Kübra Ünsaç, bu büyük ölçekli kompozisyonda celi sülüs hattını okunabilir bir yazı olmaktan çıkararak; sesi, ritmi ve titreşimi taşıyan metafizik bir forma dönüştürür. Harfler artık yalnızca estetik unsurlar değil, varoluşsal bir akışın görsel izdüşümleri hâline gelir.
Eserde hattın matematiksel hesabı yapılarak altın oranı bulunmuş ve bu oran ölçülerinden hareketle musikideki ismini çözerek gizli şifreleri notaya dönüştürülmüştür. Eserin bestesini yapan Kübra Ünsaç düzenlemesini Recai Çiftçi'ye emanet etmiştir.
Böylece yazı, yalnızca görülen değil, işitilen bir varlık kazanır. Hat sanatı ile müzik arasında kurulan bu doğrudan bağ, harfin ilk yaratılış anındaki titreşimsel doğasına gönderme yapar. Yazı, burada sessiz bir form olmaktan çıkar; sesle, ritimle ve zamanla ilişkilenen canlı bir yapıya dönüşür.
Soyutlaştırılmış celi sülüs harflerinin yüzeydeki hareketi, müziğin dalgalanan yapısını çağrıştırır. Katmanlı renk geçişleri, enerjik fırça darbeleri ve yoğun ritmik dağılım, sesin mekânda yayılışını ve içsel titreşimlerini görünür kılar. Kompozisyon, izleyiciyi durağan bir bakıştan ziyade, yüzey üzerinde dolaşmaya; harflerin, renklerin ve ritmin izini sürmeye davet eder.
Bu çok katmanlı yapının düşünsel merkezinde, Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri'nin ilahî yönelişi yer alır:
Neyleyim dünyâyı, Bana Allah’ım gerek; Gerekmez mâsivâyı, Bana Allah’ım gerek.
Bu dizeler, eserin soyut kurgusunda bir içerik değil, bir yönelim olarak var olur. Harflerin müziğe, müziğin titreşime, titreşimin renge dönüşmesi; insanın mâsivâdan sıyrılarak Hakk'a yönelmesini simgeler. Eserdeki soyutluk, bir belirsizlik değil; bilakis dünyevî olandan arınmış bir berraklık hâlidir.
Kübra Ünsaç, bu çalışmasıyla hat sanatının geleneğine mesafeli değil; onun özüne daha derinlemesine yaklaşır. Harfi, yalnızca okunacak bir işaret değil; yaratılışın ilk sesi, ilk titreşimi olarak ele alır. Ses ile harfin birleştiği bu noktada, sanat; estetik bir nesne olmanın ötesine geçerek bir varoluş hâline dönüşür.
Bu eser, izleyiciye yalnızca görsel bir deneyim sunmaz. Aynı zamanda işitsel, düşünsel ve ruhsal bir yolculuk önerir. Harf ve sesin birlikteliği üzerinden kurulan bu kompozisyon, insanın hakikat arayışına eşlik eden çağdaş bir tasavvuf dili olarak okunabilir. Böylece çalışma, dünyayı aşan bir yönelişi; sanatta beden bulan bir içsel çağrıyı temsil eder.
